UZAKLAR

hicbir beyaz bembeyaz; hicbir yaz, yaz kalmiyordu!

Penceremdeki Yaşamın kıyısından Alıntılar



Nisan 4, 2008

Yılmaz Güney: SELİMİYE MEKTUPLARI

Hayat bize mutlu olma şansı vermedi sevgili...

 

 

 

Bayram sabahlarında,bekleme salonlarına jelatinli,boyalı şekerler,sigaralar,kolonyalar konurdu.Renkli kurdelalarla süslenmiş,sırtları mor,kavuniçi mavi boyalı kurbanlık koçları hatırlardım.


Ben hiç almadım o şekerlerden,diğer ziyaretçiler de almadılar,oğlum da hiç almadı.

O sabahlarda oğlumu en çok sevindiren,babasının o'na,küçük zazasına yaptığı kibrit çöplerinden minik evler,renkli kağıtlardan rüzgar fırıldakları,şeytan uçurtmaları olurdu.

Sonlarda bir gün,yuvarlanmış kağıtlardan yapılma küçük bir kamyonu vermediler.''Sakıncalı''görülmüş olmalıydı.

Oğlumuzun kendi başına yürümeyi becerdiği ilk gün,Yılmaz'a mektup yazmış ve o'nun büyük bir heyecan ve gayretle,taze bir sevinçle ilk adımlarını attığını anlatmıştım.O haftaki ziyaretimize oğlumuzu da götürdüm.Yılmaz da görmek istiyordu yürürken.Fakat ziyaret yerinde kucağımdan indirdiğimde,tahta bölme boyunu aştığı için,göremiyordu.Giderken pencereden bakacağını,avluda yürütmemi istedi.

Ziyarete gelirken-giderken,çevreyi denetim altında tutan nöbetçiler de vardı.Bunların görevi,pencerelerin baktığı avluyu en hızlı geçmemizi sağlamak,pencerelere bakmamızı,el sallamamızı önlemek;gerektiğinde itmek-bağırmak.Babasız evlerine dönen çocuklarımıza,son kez babalarına el sallamak isteyen çocuklarımıza''YASAK''diye bağırmak...

Yılmaz pencereden bakıyordu.Oğlumuzu kucağımdan indirdim ve elinden tutarak yürütmek istedim.Oğlumuz yürüyordu artık;babası ilk görüyordu onun yürüdüğünü.Oğlumun minik adımlarına uyduğum için gerilerde kalmıştık.Nöbetçiler,çabuk yürümemi,çocuğu kucağıma almamı istiyorlardı.Çünkü yürümeye Seimiye'nin avlusunda başlamış çocukların,o ilk,acemi adımları-nın verdiği buruk sevinci duymak yasaktı''baba''lara.

Çiçek bile yasaktı Selimiye'de.Gizlice,pijamalarının,ceketlerinin ceplerine koyardım tek tük kır çiçeklerini;bulur muydu ceplerinde o çiçekleri,yoksa o ünlü denetlemelerinde takılır kalır mıydı Selimiye kapılarında?

Evliliğimizin yıldönümünde avukatımızla gönderdiğim bir tek kırmızı gülü bile almamışlardı.Avukatımız da,Yılmaz da alınmadığını gizlemişlerdi benden,bir süre üzülmeyeyim diye.

Evet,Selimiye anıları ve o günlerin ayrılmaz parçası''Selimiye Mektupları''.Bir adamın bitmez tükenmez inancını,direncini,kendidini yenilemesini taşırdı o mektuplar bize.Bize yeni canlılıklar aşılar,yeni şeyler düşündürürdü;direncimizi çoğaltırdı,yarına güvenle bakmamızı sağlardı.İnanırdık ona;yarınlar bizim olacaktı,yarınlar emekçi dünya halklarının olacaktı;geçecekti bu karanlık günler,geçilecek,bayram olacaktı.

Bir zamanlar,Levent'teki evimizin penceresinden,oğlumla birlikte yolunu gözlediğimiz yaşlı postacı bile,anlatılmaz bir sevinç duyardı,üzerinde''görülmüştür''damgası taşıyan o mektupları bize ulaştırmaktan.

Mektupların geldiği belirli günlerimiz vardı,bir gecikme olmuşsa,yoksa mektubumuz,daha yolun başındayken işaret ederdi bize.Bilirdi üzüleceğimizi,başını iki yana acıyla sallar,paylaşırdı üzüntümüzü.

İşte o pencerelerde heyecanla,umutla beklenen,yasaklarla-sansürle sınırlı,ama yine de tadına doyum olmaz mektupklar anlatırdı bize anlatabildiğince,on dakikaya sığdıramadığımız özlemleri,sevinçleri;tamamlardı yarım kalmış konuşmalarımızı.Kimi zaman,tek kelimenin bile hayat aşısı olduğu günler unutulabilir mi?

''Hasretin,yüreğimin sadık bir bekçisidir Sevgili,''diyor bir mektubunda.

Ben de bir mektupta şöyle yazıyorum:

''...biliyor musun,sen bir yarasın içimde,hep içimde,hep kanayan,bana acı veren ve hiç iyileşmeyen.''....


Fatoş Güney

Selimiye Mektupları

 

 

 

SON

<<Önceki Sayfa |/|Sonraki Sayfa>>
@

  1. Yazan: mavilerlimani | Tarih: 2008-05-27 14:54:09 Saat: 2008-05-27 14:54:09
    Konu: mektup
    çok duygulandım teşekkür ederim paylaşımın için saygılar..

    Baglanti >

  2. Yazan: iso | Tarih: 2008-05-13 12:05:02 Saat: 2008-05-13 12:05:02
    Konu: selam
    Büyük savaşcıya en derin sevgi ve saygılarımla.

    Bu Alemde Kral Tanımam!



    Sen hiç ölümün gölgesinde özgürlügü yaşadınmı
    Bir garibanın elinden tutupta hiç kadere rest çektinmi
    Alçağın adisine ispiyoncusuna kurşun yağdırdınmı
    Dedim ya gülüm ben bu alemde kral tanımam

    Sen zevkini sefanı sürerken ben hayat okulunu okuyordum
    Sen elin cilalı mermer taşlarında kibar beylerlen dans ederken
    Ben hergün azraillen dans ediyordum
    Dedim ya gülüm ben bu alemde kral tanımam

    Sen sıcak yatağında rahat uyurken
    Ben ise parçalanmış vucudumun acısıyla mahkeme duvarlarına
    Yaslanmış,gelmeyi bilmiyen karanlığı bekliyordum
    Dedim ya gülüm ben bu alemde kral tanımam

    İdam sehpasında bir mahkum yaşamayı ne kadar çok istiyorsa
    Bende seni o kadar çok seviyorum..
    Aşıma katmadım haram,güzel çirkin aramam
    Yanlış yapanı tanımam... bu senin içinde geçerlidir gülüm
    Dedim ya gülüm ben bu alemde kral tanımam..!

    Baglanti >

Bir Şiirdir Yaşamak






Bir Veda Havasından Aysız Sevinçsiz Kelimeler
Yıllarımın en acar
en uçarı
duyguları
nasıl da yüreğimin en kırçıl
en acımsı
yaraları oldular
Bu ne yaman
bir rüzgâr?
Sanki gök
bir uçurum..
Bulutlar
kırlangıçsız
ışıksız..
Kırağı vurdu kıra..
Dal sızlanıp kurudu..
Köreldi
kökleri nanelerin..
Itır
kokusundan soğudu..
Bu ne sakar bir duygu?
bir yanı
yangınlanır
parıldar
Bir yanı
canatar solgunluğa..
Kırağı vurdu..
Söndü ateşböceği,
dağıldı ürpertisi ruhuma..
Bir karartıdır artık
en körpe tomurcuğun
en narin gözeneği..
Elveda nazlı bebek..
Elveda kelebeğim..
Yüzünü gecelerin
ıssız boşluğuna gizleyip
için için ağlayan
yanık gelin
elveda..
Yazık ki
bağrımda uğuldayan
huysuz
uykusuz kelimelerle
bu son tutuşum seni
bu sana son bakışım..
Geçip gidiyor işte
günler
hiç durmadan..
Dilerim
tozlanmasın yeniden
özlemindeki uyum
o hırçın inceliğin
karlanmasın bir daha..
Ne benimle acılan
ne ömrün acılansın..
Bağrımda uğuldayan
aysız
sevinçsiz kelimelerle
bu son tutuşum seni
bu sana son bakışım..
Elveda mavi çiçek..
Elveda tarla kuşum
Nihat Behram

Edip'e Yanıtı Bilinen Sorular

Image Hosting by Picoodle.com Yıldızların ülkesi var mıdır Edip
Dicle aktığı toprakları seçer mi?
Kasrik boğazı'ndan esen kanlı zemheri
Yalnız Kasrik'te mi üşütür insanı?
Herkes türküsünü elbet kendi sesiyle söyler
İnsanın dili boynuna kement olur mu?
Öldürmeğe ekinlerden başlayan adamlar
Eşiklere nasıl bir zulümle gelirler?
Kimsenin kalmadığı darmadağın köylerde
'Önce Vatan' yazısı bir hüzün değil midir?…
Şükrü Erbaş

SUSUYORUM DİNLE BENİ…

Image Hosting by Picoodle.com Ansızın, hiç sebep yokken aklıma düşüyorsun.
Çağrılmış bir çocuğun sevinci var ellerinde.
Dağlar, uzak yollar Akdeniz gülen gözlerin
İste yine çaresiz susuyorum, dinle beni.
Geceden ürkmüş solan mavi ay
Saçlarında tuz kokusu kayalara koşan deniz…
Tarifsiz bir aşkın ilmiğini çözerken gözlerin
İste yine çaresiz susuyorum, dinle beni…
Bir martı telaşı var yüreğimde
Kanatları bulutlara değen bir şahin dinginliği
Ardına kadar açık kapıların pervazında bir söz
İşte yine çaresiz susuyorum, dinle beni…
Hasan Kaya

KİTAPLARA ALINMAYAN ŞİİRLERDEN:






...----...
--------------------
Sararmış evlerde rutubet koklayan kızlar/
Hiç kendileri için yaşamadılar/
Düşlerde bozgun, aşklarda hicran/
Kendilerinden uzağa kaçamadılar..
---------------------
Siyah bir rutubetti hayat, geçtim…/
İstanbul’un saçlarına kar yağıyordu/
Kar yağıyordu yazgılarımızın titrek yüzüne/
Çalınan gülüşlere, kırılan camlara, dökülen kanlara kar…/
Herkesin yazgısında bir düş,/
Her ömrün tufanında bir aşk deliriyordu/
ve gecelerin göğsüne bıçaklanmış kadınlar düşüyordu!/
------------------------ Belki bu yüzden ne kar ne şiir/
Yetmiyordu günleri ağartmaya…/
Yetmiyordu hayat hiçbir şeyi ucuza kapatmaya/
Yine de küfredilmiş adamlar şafakları şarapla yıkıyordu...
----------------------
Kar yağıyordu günlerin puslu yüzüne/
Sanal sevgilere, kinlere, kirlere/
Bir asker postalının balçıktaki izine/
Eski fotoğraflara, üşümüş sevinçlere/
Çocukların beyaz nefeslerine, Emine’ nin yüzüne/
Kar yağıyordu bu ödünç ve haczedilmiş günlere/
Kıyılarında bir ceset gibi kaldığımız düşlere…
------------------------
Siyah bir rutubetti hayat, geçtim…/
Siyah bir rutubetti, hepsi bu işte/
Şahdamarımda birkaç bayat şiirle/
Üstelik imanım da gevremişti aşktan, hayattan/
İstanbul’un saçlarına kar yağıyordu…
(Yılmaz Odabaşı.)
-----------------------
Sevgileri yarınlara bıraktınız/
Çekingen, tutuk, saygılı./
Bütün yakınlarınız Sizi yanlış tanıdı.../
Bitmeyen işler yüzünden/
(Siz böyle olsun istemezdiniz)/
Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi/
Kalbinizi dolduran duygular/ Kalbinizde kaldı./
Siz geniş zamanlar umuyordunuz/
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek./
Yılların telâşlarda bu kadar çabuk geçeceği aklınıza gelmezdi./
Gizli bahçenizde açan çiçekler vardı./
Gecelerde ve yalnız./
Vermeye az buldunuz/
Yahut vakit olmadı. (BEHÇET NECATİGİL)
----------------------
Güllerin bedeninden dikenlerini teker teker koparırsan/
Dikenleri kopardığın yerler teker teker kanar/
Dikenleri kopardığın yerleri bir bahar filân sanırsan/
Muş - Tatvan yolunda bir yer kanar/
Muş - Tatvan yolunda güllere ve devlete inanırsan/
Eşkıyalar kanar kötü donatımlı askerler kanar/
Sen bir yaz güzelisin,/
Yaprakların ekşi, suda yıkanırsan/
Portakal incinir, tütün utanır, incirler kanar/
Bir yolda el ele gideriz, o yolda bir gün usanırsan/
Padişahlar ve muşlar kanar, darülbedayiler kanar/
Muş - Tatvan yolunda bir gün senin akşamın ne ki/
Orada her zaman otlar otlar ergenlikler kanar./
El ele gittiğimiz bir yolda sen git gide büyürsen/
Benim içimde çok beklemiş, çok eski bir yer kanar.(TURGUT UYAR)
----------------

En SoN İz Bırakanlar

Müzik-Kutusu

nergizler bize küstu.swf nergizler bize küstu ....