Yılmaz Güney: SELİMİYE MEKTUPLARI

Hayat bize mutlu olma şansı vermedi sevgili...

 

 

 

Bayram sabahlarında,bekleme salonlarına jelatinli,boyalı şekerler,sigaralar,kolonyalar konurdu.Renkli kurdelalarla süslenmiş,sırtları mor,kavuniçi mavi boyalı kurbanlık koçları hatırlardım.


Ben hiç almadım o şekerlerden,diğer ziyaretçiler de almadılar,oğlum da hiç almadı.

O sabahlarda oğlumu en çok sevindiren,babasının o'na,küçük zazasına yaptığı kibrit çöplerinden minik evler,renkli kağıtlardan rüzgar fırıldakları,şeytan uçurtmaları olurdu.

Sonlarda bir gün,yuvarlanmış kağıtlardan yapılma küçük bir kamyonu vermediler.''Sakıncalı''görülmüş olmalıydı.

Oğlumuzun kendi başına yürümeyi becerdiği ilk gün,Yılmaz'a mektup yazmış ve o'nun büyük bir heyecan ve gayretle,taze bir sevinçle ilk adımlarını attığını anlatmıştım.O haftaki ziyaretimize oğlumuzu da götürdüm.Yılmaz da görmek istiyordu yürürken.Fakat ziyaret yerinde kucağımdan indirdiğimde,tahta bölme boyunu aştığı için,göremiyordu.Giderken pencereden bakacağını,avluda yürütmemi istedi.

Ziyarete gelirken-giderken,çevreyi denetim altında tutan nöbetçiler de vardı.Bunların görevi,pencerelerin baktığı avluyu en hızlı geçmemizi sağlamak,pencerelere bakmamızı,el sallamamızı önlemek;gerektiğinde itmek-bağırmak.Babasız evlerine dönen çocuklarımıza,son kez babalarına el sallamak isteyen çocuklarımıza''YASAK''diye bağırmak...

Yılmaz pencereden bakıyordu.Oğlumuzu kucağımdan indirdim ve elinden tutarak yürütmek istedim.Oğlumuz yürüyordu artık;babası ilk görüyordu onun yürüdüğünü.Oğlumun minik adımlarına uyduğum için gerilerde kalmıştık.Nöbetçiler,çabuk yürümemi,çocuğu kucağıma almamı istiyorlardı.Çünkü yürümeye Seimiye'nin avlusunda başlamış çocukların,o ilk,acemi adımları-nın verdiği buruk sevinci duymak yasaktı''baba''lara.

Çiçek bile yasaktı Selimiye'de.Gizlice,pijamalarının,ceketlerinin ceplerine koyardım tek tük kır çiçeklerini;bulur muydu ceplerinde o çiçekleri,yoksa o ünlü denetlemelerinde takılır kalır mıydı Selimiye kapılarında?

Evliliğimizin yıldönümünde avukatımızla gönderdiğim bir tek kırmızı gülü bile almamışlardı.Avukatımız da,Yılmaz da alınmadığını gizlemişlerdi benden,bir süre üzülmeyeyim diye.

Evet,Selimiye anıları ve o günlerin ayrılmaz parçası''Selimiye Mektupları''.Bir adamın bitmez tükenmez inancını,direncini,kendidini yenilemesini taşırdı o mektuplar bize.Bize yeni canlılıklar aşılar,yeni şeyler düşündürürdü;direncimizi çoğaltırdı,yarına güvenle bakmamızı sağlardı.İnanırdık ona;yarınlar bizim olacaktı,yarınlar emekçi dünya halklarının olacaktı;geçecekti bu karanlık günler,geçilecek,bayram olacaktı.

Bir zamanlar,Levent'teki evimizin penceresinden,oğlumla birlikte yolunu gözlediğimiz yaşlı postacı bile,anlatılmaz bir sevinç duyardı,üzerinde''görülmüştür''damgası taşıyan o mektupları bize ulaştırmaktan.

Mektupların geldiği belirli günlerimiz vardı,bir gecikme olmuşsa,yoksa mektubumuz,daha yolun başındayken işaret ederdi bize.Bilirdi üzüleceğimizi,başını iki yana acıyla sallar,paylaşırdı üzüntümüzü.

İşte o pencerelerde heyecanla,umutla beklenen,yasaklarla-sansürle sınırlı,ama yine de tadına doyum olmaz mektupklar anlatırdı bize anlatabildiğince,on dakikaya sığdıramadığımız özlemleri,sevinçleri;tamamlardı yarım kalmış konuşmalarımızı.Kimi zaman,tek kelimenin bile hayat aşısı olduğu günler unutulabilir mi?

''Hasretin,yüreğimin sadık bir bekçisidir Sevgili,''diyor bir mektubunda.

Ben de bir mektupta şöyle yazıyorum:

''...biliyor musun,sen bir yarasın içimde,hep içimde,hep kanayan,bana acı veren ve hiç iyileşmeyen.''....


Fatoş Güney

Selimiye Mektupları

 

 

 

SON

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !